Öncelikle bloğuma hoş geldiniz, iyi ki de geldiniz. Bu blog bir İngilizce öğretmeninin maceralarından oluşmaktadır. bazen hayal kırıklıkları, çokça ümitler barındırır içinde. Bir dil bir insan, bir insan koca bir dünya demek bu öğretmen için... Ve bu öğretmen güzel insanların, güzel kalplerinde yeni filizler yeşertmek için tohumları ve ab-ı hayat sularıyla dolaşıyor daima...
Öncelikle ismim neden Aaa İngilizce öğretmeni oradan başlayalım. Çok basit... Bu öğretmen bloğu, çok iyi biliyor ki o masum yüreklileri olmasa öğretmenlik de olmayacak ve o masum yürekliler için benim adım "Aaa İngilizce Öğretmeniii"... Hııı tabi adımı "Hello" sanan ufaklıklarım da var ama neyse bu başka günün konusu olsun.😉
Kendime gelinceee... Kendimi size hayatıma dokunan öğretmenlerle birlikte anlatacağım. Kendim olmayı onlarla öğrendim çünkü...
İlk öğretmenim annem... Herkesin annesi gibi o da dünyanın en anne kadını.. Sevgiyi, merhameti, güven duygusunu ondan öğrendim. Okulumdaki masum yavrulara sevgimi verebiliyorsam eğer annemden aldığım sevgiden... Onların hatalarına göz yumabiliyorsam, kızmak yerine sarılabiliyorsam onlara yine annemin şefkatli kollarından. Sözlerine güven duyabiliyorsam yine annemin bana olan güveninden... Annemden duyduğum en iyi nasihat sevgi üzerine... "Sev kızım, seversen kötü şeyler güzel gelir sana, güzel şeyler daha da güzel olur. Eşini sev, işini sev.. Ne yaparsan severek yap, sevdiğin şeyi yap" Ömrümce alabileceğim en işe yarar nasihat bu. Ömrümce en sevebileceğim mesleği de bu sayede seçtim ben. Babama gelirsek... Babam aslında yazı ve şiir öğretmenim. Kendimi yazarak anlatmayı da, şiirlerin arasında kendimi bulmayı da ondan öğrendim. İlk şiir kitabımı ilkokul 2. sınıfta "Safahat" olarak seçmiştim. Dükkan sahibi, lise öğrencileri bile okuyamıyor diye bana kitabı vermek istememesine rağmen ısrarla o kitabı alıp okumam da babam sayesinde. Babamdan aldığım en iyi öğüt ise "Biri sana taş da atsa arkanı dönüp gitmeyi bilmelisin" Hayatım boyunca, hayatımız boyunca nice taşlar yemişizdir kafamıza ve ben en çok taşı alıp geriye fırlatmadığım zamanlarda kazandım... Vee ablama gelecek olursak; o bana hep en yakın olan... arkadaşım, dostum, kardeşim, küçük annem. En çok da ondan öğrenmiş olmalıyım. Okulda da peşimi bırakmazdı, sokakta da, parkta da. Ne zaman bir hata yapsam ilk kızanım da o olurdu, düşünce ilk kaldıranım da. Öğrencilerime şefkatle kızmak ne demek ondan öğrendim... Vee sonradan hayatımıza dahil olan 2012 modelimiz var bir de bizim. O da bana en çok çocuk olmayı, sahiden de heyecanla bakmayı ve dünyayı bu heyecanla anlamlandırmayı öğretiyor.
![]() |
| 2012 Model Zeynomuz |
İlkokula başladım sonra... İlk öğretmenim Recep Kurt. O zamanlar Manisa'nın uzaakk bir ilçesi Demirci'deyiz. Sınıfımız sobalı, yerler tahta. Eski taş bir bina. Kalem açacakları yerine öğretmenimizin bıçağı var, soba üzerinde kalemlerimizi açmak üzere... Hayatıma şiiri nakşeden ilk öğretmen... Hiç unutmam "Sen Türkiyemsin..." diye başlıyordu şiirim. Bağıra bağıra okutur teybe bir kaset koyup ses kaydı yapardı şiirimizi. İlk defa o zaman yerel bir kanala çıkıp okumuştuk. Ondan sonra ilçede otobüse binince bile tanınır olmuştum "Aaa Türkiyem kız değil mi bu?" İlkokul 2'deydim adım Türkiyem kız olmuştu... Sonraları bir de Türkçe öğretmeni girmişti hayatıma. Gizem Sucu... Sayesinde şiirde kaybolmayı, şairin duygularını içimde yaşamayı, yaşarken kendi derdimi unutmayı öğrendim. Şiiri seslendirirken ağlamam, ağlarken ağlatmam Gizem hoca dönemimdir...
Nice değerli sınıf öğretmenleri geçti hayatımdan Nurhan Usta, Ayşen İnce... Öğretmenin olmadığı halde hala aklımda dipdiri hatırası olan bir öğretmen vardı ki çocukluğumun hayranlığını taşır üzerinde. Cihan Demirbaş... Ablamın sınıf öğretmeni... Bahçe nöbetçisi olması şenlik günümüzdü. Önlüğüne yapışır tüm okulun etrafını saracak şekilde kocaman bir tren olur ve trencilik oynardık. Mesleğine en aşık öğretmenlerden biriydi. Hala daha da bırakamamış öğretmenliği... Ona dair anlatacak çok şey var ama bir kitap olurdu yazarsam.
Ortaokuldan mezun olma vakti... Törende bir anda hayran olduğum o çoşkulu ses tonuyla okul birincisi olduğumu ilan eden Hediye öğretmen... O gün çıkıp konuşma yaptığımda bir kez daha anlamıştım ki ben anlatmayı sahiden de pek seviyordum. Babam hep söyler, seyirciler arasında öyle arkada bir yerden dinliyor o gün konuşmamı. Protokolden biri: "Şu konuşmaya baksana, çıksam ben böyle konuşamam. Bu kızın neden birinci olduğu belli" Ailem hala daha o gün duyduğu gururu unutmamıştır. Ve konuşmam biter, Hediye öğretmenimle sarılırız. Ağlaya ağlaya "Sen kesinlikle öğretmen olmalısın" der bana. Sesi hep kulaklarımda... Ben sahiden de öğretmen olmalıyım...
Lise tercih dönemi başlar. Yine bir öğretmen girer hayatıma. Demirci yıllarımdan Necmi Ünlü. Gel sana öğretmen lisesi yazalım der. Bir şekilde onun vesilesiyle bir anda yeniden çocukluğumun memleketine çıkar yollarım ve Demirci Anadolu Öğretmen Lisesi devri başlar... Bu devir öyle bir devir ki en büyük yalnızlıkların da en büyük kalabalıkların da devri olur. Bir yurt hayatı başlamıştır... O günlerde çok uykucu ben sabah aceleyle ranzadan da düşerim, üzerime kilitlenen kapıların ardında da kalırım, yemek sıralarından okula da koşarım, nice mutluluklar, nice gözyaşları ve nice öğretmenlik birikimlerim DAÖL'ün duvarları arasında...
Burada bir İngilizce öğretmenim olur ki... Burcu hoca; öğretmen olur, arkadaş olur sırdaş olur... Ne olursa olsun sevmeyi anlatan olur. Bir derdimiz olduğunda dersi öylece bırakan ve bizimle dertleşen olur. Her pazartesi ilk dersini haftanın nasıl geçtiğini anlatmamıza ayıran olur... Bir de zor bir konuyu bu çocuklara nasıl anlatsam diye saatlerce düşünüp gece gece aklına gelen çözümü yatağından kalkıp sabaha hazır eden Esma hocalar da olur bu okulda. Hiç unutmam bir gün çok ateşlendim hastayım, ertesi gün Coğrafya sınavımız var ve o dönem en korktuğum derslerden bu coğrafya... Yurttayım, hem çalışamıyorum hem de ağlıyorum. O gün de yurtta Esma hoca nöbetçi. Yanıma gelir bakar ki hastayım bir de ağlıyorum üstelik. "Yaa ne sınavıymış sen iyileşmene bak yok sınav erteledim" der. İşte ben böyle öğretmenlerden asıl sınavın hayat olduğunu öğrendim... Ve bir de Kıncı var tabii. Okulun Tarih hocası ama aynı zamanda koridorlarda adım attığını gördüğünüzde kulaklarınızda cendere cendere müziklerini çalan bir nevi müzik hocası😊 O ciddi bakışlarında ama bir o kadar da şefkatli tavrında binlerce öğrencinin babasını bulursunuz. Hala daha telefonum çaldığında arayan kişi Kıncı'ysa ayağa kalkar konuşurum öyle de saygı duyulacak bir adam. Beni yeniden keşfeden mimarlardandır o. Kendime öz güvenimin ve İstanbul aşkımın da bir kaynağıdır. Bir de Felsefeci Çakıl var tabii. Çatık kaşları, pos bıyıkları altındaki gülümsemeyi saklasa da hiç kaçırmadığımız adamlardan... Felsefeci Gökhan hoca ise en güzel yorumlarımın kaynaklarından.
Yurt hayatı demek anne baba özlemi demek. Ve yurttakilerin bir de babası olur ki, Müdür yardımcısı Çakır baba! Adı Çakır baba, ne başka türlü anılır ne de başka türlü hitap edilir ona. Bayramda seyranda kapısında sıra olup eli öpülür. O tüm yurdun babasıdır, sahiden de babasıdır...
Daha anlatacağım nice öğretmen var DAÖL'de. Tamamından çok şey öğrendiğim tek okul belki de...
Ve İstanbul aşkıyla yanıp tutuşan ben üniversite tercihlerini de İstanbul ile doldururum. Türkiye'de ilk 500'e girerek İstanbul Üniversitesi günlerimin de açılışını yaparım.
Buradaki tüm öğretmenlerim bambaşka öğretmenlik özelliklerimin mimarı olur. Dilek hoca, Oğuz hoca, Serap hoca, İrfan hoca, Ramazan hoca, Hüseyin hoca ve nicesi... Her biri ufkumu aydınlatan inanılmaz öğretmenler. Mesleğimde güzel ne yapıyorsam ne de çok emekleri var her birinde. Ben bugün sadece birini anlatacağım ki o da Tuncer Can.
Şimdi biraz -di'li geçmiş zamana geçelim de anlatayım size onu... İlk derse geldiğinde inanılmaz sert bir adamdı, tuhaf bulmuştum onu. Derse ara verip yeniden başladıktan sonra ise sert şöyle dursun muhteşem bir adam olmuştu. Ve daha ilk dersten ne yaparsak öğrencide ne izlenim oluşurun dersini vermişti bize! Ben hiç yoklama almayacağım ama siz hep dersime geleceksiniz demişti. Sahiden de hiç yoklama almamıştı ve ben de hep dersinde en önlerde yerimi almıştım. Sınavda tek bir soru sorardı. Telefon, internet, kitap, defter her şey serbest... Sorunun cevabını hiç birinde bulamazdık ama... Çünkü o, cevapların sayfalar arasında ezberlenen olmadığını bilen bir adamdı. Kalbimizdekiyle aklımızdakini sentezleyip bölüp parçalayıp bir bütün yapar koca bir senede ne öğrendiysek bir soruyla hepsini kağıda dökerdik. Ömrümce en zevk aldığım, hem çılgınlar gibi araştırma yaptığım hem de çok huzurlu girdiğim sınav Tuncer Hoca'nın sınavları oldu. Ve büyük projelerle ilk defa onun sayesinde tanıştım. Projelerden zevk almayı da onunla öğrendim. Eğitim Teknolojileri Zirvesi (ETZ) öğrenci akademisi ekibini toplamam da birinciliğimiz de onun sayesindeydi.
Sonra tüm öğretmenlerimle doldurduğum heybemi de alıp mezun oldum. O kadim şehirden ayrılıp Denizli'de özel bir kurumun yolcusu oldum. İnanılmaz güzellikte öğrencilerim oldu ve o sene anladım ki ben sahiden bu meslek için doğmuştum. Ve en yakın dostum ablamla meslekte ilk yılımızda aynı okuldaydık. Arkadaş, dost, sırdaş, kardeş olmanın yanında aynı okulda meslektaş olmuştuk ve tanıdığım en nadide öğretmendi.
Ve bu sırada evlendim. Annemin nasihati üzre çok da severek evlendim. Şimdilerde ise en birinci öğretmenim olur kendileri. Atanmaya karar verdim işini gücünü bırakıp benimle Cizre yolcusu oldu bu koca yürekli adam. Okuldan gelip ağladığım günlerde de, heyecandan- mutluluktan nefes alamadığım günlerde de en birinci desteğim, yol arkadaşım... Şimdilerde ise onun varlığıyla daha bir güzel öğretmenlik. Ben eksiklerimi onunla tamamlıyorum artık. Ve böyle daha da güzel bir öğretmen oldum.
Veee bir yazı daha burada sona doğru geliiirr... 😊
Bir öğretmen olarak kendimi anlatmak hayatıma dokunan öğretmenlerden ayrı olamazdı... Ben de hayatıma dokunan tüm öğretmenlerime vefa olarak dokunuyorum şimdi başka başka hayatlara. İyi ki de dokunuyorum...
Son olarak size tavsiyem ise bir anne tavsiyesi; "ne yaparsanız yapın severek yapın."
Sevgiyle kalın, hoşçakalın 😊😊








Değerli İngilizce Öğretmeni, Beraber çalıştığımız kısa süre zarfında kısa sürede gerek öğrencilerimiz gerekse de okulumuzdaki öğretmenler arasında sevilen biri olduğunu söylemeliyim. Bence bunun temeli her yaptığın şeye sevgini katıyor olmandır. İnsan sevgisi her başarının temelidir zira. Hayatını da merak içinde sıkılmadan okudum. Başarılarının devamını dilerim. Enişte Bey'e de selamlar.. Ramazan ACU
YanıtlaSilNe güzel anlatmışsınız.Umudunuz da,enerjiniz de hiç bitmesin inşaallah :)
YanıtlaSilSüper, çok beğendim
YanıtlaSilRoman tadında okudum her bir satırı ne de güzel anlatmışsınız su misali gibi akıyor satırlar kaleminize sağlık😍
YanıtlaSilTubisim anlatimin süper, yüreğine sağlık 💓💕
YanıtlaSil